Yıllar boyunca edindiğim tecrübemde, Yaradan olgusunun en kafa karıştırıcı konulardan biri olduğunu anladım. Birçok insan için, cezalandırıcı bir Yaradan inancına dair şüphe, hayal kırıklığı ve kızgınlık duygularının olması ya da Yaradan’a kızdığınızı fark ettiğiniz için rahatsızlık hissetmek yaygın bir durumdur. Bu makalede, bazı inançların gizemini çözmeye ve temanın getirdiği ıstırabı hafifletmeye çalışıyorum.
Bu konu üzerinde düşünmeye başlamak için, çok basit bir egzersiz önermek istiyorum: Elinizi kapatın / mümkün olduğunca sıkın ve tutun / şimdi bırakın.
Elinizi kapatmak için büyük bir çaba sarf ettiğinizi fark ettiğinizde, elinizi açabileceğinizi unutmayın. Bununla birlikte, elinizi sadece açmak çok daha basit olmasına rağmen, hala neden kapalı tuttuğunuzu anlamak gerekli olabilir.
Öncelikle, bu taşıdığımız her inanç için geçerlidir. Bir inanç sisteminden kurtulmak için önce o sistemi tanımlamak gerekir. Mantıksız gelebilir ama gerçek şu ki, Yaradan’ın hakikatini yaşamak için bu konudaki inançları yıkmak gerekir.
Bana “Prem Baba, ama inanmayı nasıl bırakabiliriz” diye soracaksınız? Size, tecrübelerime göre, bu ilişki sürecinin bilincin gelişimi ile yakından bağlantılı olduğunu gözlemlediğimi söyleyeceğim. Bilinç henüz gelişiminin erken evrelerindeyken, insan varlığı onun hakkında düşünmez. Bilinç duyuların yön verdiği şimdiki an’a odaklanmıştır, sonsuz olan an’a değil.
Başlangıçta, bilinç insan türünün hayatta kalmasını teşvik etmeye hizmet eder: acıktık, yemek yiyeceğiz; hava soğuk, hadi sığınalım. Evrimleştikçe, bir şimşeğin güzelliği, yağmur, bir çocuğun doğumu veya bir insanın ölümü gibi başka şeylere de dikkat etmeye başlar. Bu noktada genellikle, meydana gelen her şeyin nedeni ile ilgili sorular başlar.
“Bütün bunların bir yaratıcısı var mı? Ne kadar güçlü? Neden hayat verebiliyor, hayat alabiliyor, doğayı kontrol edebiliyor? Ben bunların hiçbirini yapamadığım için benden çok daha üstün bir varlık mı? Bir yaratıcı varsa kim bu yaratıcı? ”
Öncelikle, yeryüzünde meydana gelen her şeyin amacının üzerinde bir güce sahip olan en yüksek otorite şeklindeki Yaradan görüşü, tümüyle çocuklar için anne babalarının sahip olduğu özelliğin aynısıdır. Yani, en yüksek otoritenin temsilidir.
Bunun üzerine yine soracaksınız, “Prem Baba, anne babaların çocuklarının gözünde, göğü ve yeri yaratanın gücüne benzer bir gücü olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun?” Evet, anne babalarınız, nasıl insanlar olduklarına, kişilik özelliklerinden hangilerinin absorbe edildiğine bağlı olarak, Yaradan figüründe yansıtılırlar. Eğer kibar, misafirperver ve cömert bir anne babanız olduysa, bunu yansıtırsınız. Öte yandan, cezalandırıcı, korkutucu, sizi terk etmiş olsalardı, bunlar Yaradan ile ilişkininizin ana hatlarını oluşturacaktır. Aynı şekilde, bu zihinsel figürlerin çoğu, ebeveynlerin etkisiyle takip ettiğiniz ve inancı sürdürmenin ve korumanın bir yolu olan din tarafından desteklenir.
PREM BABA SORGULUYOR: DÜRBÜNÜYLE BAKARAK HİZADA OLUP OLMADIĞINIZI KONTROL EDEN BİR YARADAN VAR MI?
Size bir şey söyleyeceğim, Prem Baba olarak çıktığım dünya seyahatlerimde çok sık olarak, azarlanıp cezalandırılmamanız için korkulması gereken ya da ihtiyaçlarınızın karşılanması için pohpohlanması gereken bir Yaradan görüşüne dair sorular duydum. Çoğunlukla Yaradan’ın görünüşte uzak olduğunu söylerim, genellikle gökyüzünde, dürbünle, herkesin hizada olup olmadığına bakar. Eğer iyi biriyseniz, koruma ve sevgi alırsınız; iyi değilseniz, sadece acı vericidir. Ancak, insan bilincinin gelişiminin bir evresinde, bu inanca sahip olan kişinin bunun gerçek olup olmadığını sorgulamaya başladığı bir zaman gelir. Bu an yolculuğun en zor anlarından biridir.
PREM BABA YOLCULUĞUN ADIMLARINI ANLATIYOR
Örneklerin büyük çoğunluğunda, ilk aşama derin bir şüpheciliktir: “Yaradan yok. Yaratıcı yok. Kaostan doğduk, Büyük Patlama (Big Bang) oldu ve hepsi bu”. Ta ki kişi, bu şüphecilik yoluyla, seçimlerinin ve kararlarının sorumluluğunu almaya başlayana kadar. “Eğer Yaradan yoksa, hepsi benimle mi alakalı? Peki neden kendimi bu yere koyuyorum? Neden sürekli aynı deliğe düşüyorum? Beni belirli bir yöne doğru iten bu güçler neler?” Cevap şu ki, evet, içimizde gerçekliği yaratabilecek bir güç yaşıyor.
Sonra, bilinç biraz daha geliştiğinde, kişi bu gücün aslında egonun ve insan aklının çok daha ötesinde olduğunu anlayabilir. Bilinç, bazen Yaradan olarak adlandırılan bu gücün, canlı olan her şeye etki ettiğini anlar. Özü, bugün Sevgi dediğimiz şeydir. Bu sevgi Yaradan’dır ve sizin aracılığınızla çalışır. Bu sevgi, ne kadar verirseniz o kadar büyür. Alanları ve verenleri aydınlatan bir sevgidir. Birleştirir, inşa eder, yaratır. Yaradan ile bu deneyimi yalnızca sevdiğiniz zaman yaşarsınız. O anda tezahür eden Yaradan’a şükredersiniz. Minnet, sizin aracılığınızla ve size bu deneyimi yaşama fırsatını veren kişi aracılığıyla sunulur. Bu sevgiyi tanıyabildiğiniz ve içtenlikle “Seni seviyorum” diyebildiğiniz zaman, Yaradan’ı deneyimlersiniz.
İnançların farkına varmaya başladığınız bu aşama oldukça zorlayıcı olabilir. Çünkü inançlar korkutma yoluyla sürdürülür. O zaman bana, “Ah, Prem Baba, ve karşı gelme, cezalandırılma korkusu mu?” diyeceksiniz. İnkar edilemez bir şekilde, tıpkı anne babanızın beklentilerini karşılamadığınız zamanlarda olduğu gibi, meydan okuma ve cezalandırılma korkusu vardır. Gerçekten sevgi dolu ebeveynleri olup da kendini, cezalandırıcı bir Yaradan’a inanan bir dinin içinde bulan insan örnekleri nadirdir. Çok nadir. Bunlar karmik iradenin özel durumlarıdır. Pratikte, ben, Prem Baba olarak, bugüne kadar görmedim. Gördüğüm şey, Yaradan inanci için cezaya inanan din ve diğer felsefe türlerini güçlendirme arayışına dönüşen eğitimin kapsamı.
PREM BABA, SEVGİNİN CEZALANDIRMADIĞINI VE CANLI OLAN HER ŞEYDE YARADAN’IN BULUNDUĞUNU ÖĞRETİYOR
Bu korkuyla yüzleşmek, risk almak gerektiğine inanıyorum. Kendinize, “Söylemesi kolay, Prem Baba bunu daha önce yaşadı mı?” diye soruyor olabilirsiniz. Bunu test ettim, ancak tekamülümün gelişmiş bir evresinde. Yaradan’ı Guru’mun suretinde tanıdım ve bu inancı bazı testlere tabi tuttum. Beni reddecek mi, bana olan sevgisini değiştirecek mi diye görmek için, genel düşünceye aykırı bir şey yaptım. Ancak, asla öyle olmadı. Aksine: Orada yanlış bir şey yapıyordum ve sevgisi arttı. Yanlış şey derken, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair sahip olduğumuz hayal aleminden bahsettiğimi açıkça belirtmekte fayda var. Bu yansıtma meselesinin, ebeveynlerimizden aldığımız her şeyi, özellikle de sahip olduğumuz Yaradan’ın bu suretini, karşımızdakine aktarma meselesinin ne kadar derin olduğunu işte böyle gördüm.
İnsanların bu dolaysız Yaradan deneyimini yaşamalarına yardımcı olmak için çalıştığımı anlıyorum. Ancak bunun için bu zihinsel imajlardan kurtulmanız gerekir. Sevgi sizi cezalandırmaz, sevgi sizi düzeltir ve hizalar, sizi tekrar yolunuza sokar – bazen sertçe ama asla nefretle değil. Bazılarınız bana, “Prem Baba, sen sadece sevgiyi görüyorsun, hiç bir şeyde kötülük göremiyorsun” diyeceksiniz. Nefreti insan zihni yarattı.
Yaradan sevgidir, güçtür ve huzurdur. Aynı zamanda bilgeliktir, sağlıktır, bolluktur, refahtır, yaşamdır. Yaradan’da hiçbir zarar yoktur, O burada bende, sizde ve canlı olan her şeyde bulunur. Şaşırtıcı bir şekilde, evrimimizin şu anki aşamasında, ilahi nitelikleri çarpıtmaya başladık.
Eğer bana, “Prem Baba, bu çarpıklıktan nasıl kurtulurum?” diye sorarsanız, size enerjinin tekrar uyumlu bir şekilde akabilmesi için bazı öz-dönüşüm çalışmaları yapmamız gerektiğini söylerim. Bu çalışma, kalıpların tanımlanmasıyla başlar. Bu süreçte, cezalandırılma riskine rağmen – kendiniz tarafından cezalandırılma, çünkü dediğim gibi sevgi cezalandırmaz, sevgi hizalar ve düzeltir – inançlarla yüzleşmenin ve sorgulamanın gerekli hale geldiğini görüyorum.
Örneğin, kendinizi Yaradan’a karşı kızgın hissettiğinizde, öz-sorgulama sürecinde biraz daha derine inerseniz, büyümenizin bir parçası olmuş biriyle yaşamış olduğunuz bir tartışma veya kavgayla karşılaşacaksınız. Bu kişi ailenizden biri olmayabilir, ama sizinle alakalı biridir. Bunlar genellikle içinizde açılmış olan ve aslında var olmayan bir şeye yansıttığınız, zihninizin tasarladığı hesaplardır. Prensipte, bu bir kurgudur. Var olmayan bir Yaradan’dan korkarak bir ömür geçirebilirsiniz. Çocuğun genellikle tüm hayatını, yatak odasının kapısının arkasında kendisini yutmaya hazır bekleyen öcüden korkarak geçirdiğini unutmayın. İnanç zaman içinde kurgulanmış ve pekiştirilmiştir. İnsan zihni çok güçlüdür.
Düşünmek için durun: Yaradan olduğuna inandığınız bu varlığa kızmanın yanlış olduğunu iddia eden bu benlik kim? Kaç ses olduğunun farkında mısınız? Hangisi doğru? Bu sesler dünyasında, içinizde yaşayan bu kalabalığın içinde, hakiki biri var mı? Hatırlayın, hakikat sessizlikte tezahür eder. İnandığınız her şey doğru değildir. Her şeyin bir inançla ilgili olduğunun farkında olduğunuz ve “Prem Baba, inanıyorum, ama doğru mu bilmiyorum!” diyebildiğiniz zaman, bu ileriye doğru bir adım olacaktır.
PREM BABA DOĞRU VE YANLIŞI, YARGILAMAYI VE KARŞILAŞTIRMAYI BIRAKMAYI ÖĞRETİYOR: HİÇBİR ŞEY BİLMİYORUZ
İnançları, hiçbir şey bilmediğimi fark ettiğim noktada terk edebildiğimde, kişisel evrimimde büyük bir sıçrama yaptım. Gerçekten, ben, Sri Prem Baba, hiçbir şey bilmiyorum. Bu dünyada kendi zihnimin yarattığı hayal aleminin dışında doğru olan nedir? İnançlar bir güven izlenimi verir. Kesinlikle, o yerde olmanın kırılganlığını yaşadım, çünkü bu sahte bir güvence. Burada, yeryüzünde olmak için güvenli bir haritanız olsun istiyorsunuz: “Bunu yaparsam garantim var; şunu şunu yaparsam cennete giderim. Şimdi, burada bir hata yaparsam hapı yuttum, cehenneme giderim”.
Süreçte, her şeyi bildiğinize inanmak çok daha basit ve hatta rahatlatıcıdır. Ancak bir noktada, güvenlik haritasının zihninizdeki bir hayalden başka bir şey olmadığını keşfedersiniz. Elbette o haritada bazı hakikatler olabilir, ama bu henüz bilmediğiniz bir hakikattir, ona sadece inanırsınız. Yani, bu kırılganlığı, bu zafiyeti aşmanız gerekiyor. Bu kaçınılmazdır.
Konuyu bu bağlamda anladığınızda, her yere kolaylıkla gidersiniz. Bir Katolik kilisesini, bir Evanjelik tapınağını, bir Budist tapınağını ziyaret etmekte ya da bir camiye gitmekte özgür hissedersiniz. Her şeyin yolunda olduğunu anlarsınız, herkes yaşaması gerekeni yaşıyor, derslerini öğreniyor, her biri kendi zamanında ve hızında. Bu noktada doğru ya da yanlıştan vazgeçersiniz, yargılamaktan ve dolayısıyla karşılaştırmadan vazgeçersiniz. Nihayetinde, bir bahçede, farklı çiçeklerin bir arada yaşadığını anlarsınız.
Soru şu ki, Yaradan hakkında siz ne düşünüyorsunuz ve O’nun hakkında siz ne hissediyorsunuz? Bu, inançların ötesine geçmeniz için bir başlangıçtır. “Yaradan sevgidir, ne de olsa Prem Baba öyle dedi” diye düşünebilirsiniz. Gerçekten ne hissediyorsunuz? “Yaradan, canımın istediğini yaparsam hayatıma son verecek zalim bir cellattır” gibi bir şey mi? “Prem Baba böyle söyledi” demeyin lütfen. Hissettiğiniz şeyle başa çıkmalısınız. Bu duygunun köklerini, nereden geldiğini anlamanın peşine düşün ve kendinize “Doğru mu?” diye sorun. Ardından, burada önerdiğim pratik senaryoya bir kez daha devam edin.
Bu süreçte bir diğer önemli nokta ise şudur: eşzamanlılık olarak adlandırdığım gizemli tesadüflere dikkat edin. Gerçekten, bunu yaptığınızı fark ettiğinizde, yolunuzu bulmuş olacaksınız. Çünkü en derin içsel benliğiniz olan, varoluşun kendisi olan hakiki Yaradan, sizinle eşzamanlılıklar aracılığıyla konuşur. Bu işaretleri anlamak bir anda olmayacaktır. Bu bir süreç. Dünyanın ruhuna adım attığınızda, maksatı görürsünüz, yaşayan Yaradan’ın sizinle konuştuğunu anlarsınız. O, her şeydedir, yukarıda, aşağıda, iki yandadır. O’nun evi sizin kalbinizdir. Bu kadar basit.
Yolculuğumu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmaktan dolayı çok mutluyum. Namaste.
